Bosna-Hersek Eski Cumhurbaşkanı Silajdzic Yitik Değerler'i ele aldı

Bosna-Hersek Eski Cumhurbaşkanı Silajdzic Yitik Değerler'i ele aldı

 

SILAJDZİC: “İNSANLIK DURUP MOLA VERMELİ”

Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin (HKÜ) davetiyle ‘Bahar Dönemi Misafir Öğretim Üyesi’ olarak Gaziantep’e gelen Bosna-Hersek Eski Cumhurbaşkanı Haris Silajdzic ‘Yitik değerler’ konulu konferansta, “Eğer insanlık olarak bir an önce yavaşlamazsak veya yavaşlamada acele etmezsek bu dünya daha çok Bosna-Hersek savaşı görecek” dedi.
 
HKÜ’nün uluslararası faaliyetleri kapsamında ‘Bahar Dönemi Misafir Öğretim Üyesi’ olan Bosna-Hersek Eski Cumhurbaşkanı Haris Silajdzic, HKÜ Hukuk Fakültesi Amfisi’nde ‘Yitik değerler’ başlıklı bir konferans verdi. Konferansa Şehitkamil İlçe Kaymakamı Mehmet Aydın, HKÜ Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Haluk Kalyoncu,  HKÜ Rektörü Prof.Dr. İbrahim Özdemir, HKÜ HKÜ Mütevelli Heyeti Üyesi Dr. Songül Kalyoncu, HKÜ Rektör Danışmanı Prof. Dr. Edibe Sözen, HKÜ Rektör Yardımcıları Prof.Dr. Hanifi Aslan, Prof.Dr.  Zerrin Pelin, HKÜ Sürekli Eğitim Merkezleri Genel Müdürü Bilal Kalyoncu, çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı. Programın açılışında konuşan HKÜ Rektörü Prof.Dr. Özdemir, Bosna- Hersek Eski Cumhurbaşkanı Slajdzic’i Gaziantep’te ağırlamaktan ve öğrencileriyle buluşturmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi.
 

HKÜ’YE ÖVGÜ

 
Konuşmasına HKÜ’ye duyduğu hayranlığı belirterek başlayan Bosna-Hersek Eski Cumhurbaşkanı Silajdzic, tercih yapma şansı olsa Hasan Kalyoncu Üniversitesi’ni tercih edeceğini dile getirdi. Silajdzic, “HKÜ genç bir üniversite. Fakat olgun ve eski bir bilgi birikimi var. Bu takdir edilecek bir şey. Üniversiteleri yeni-eski diye ayırmak bakış açıma uygun değil. Ama önemli olan üniversiteden ne beklediğiniz ve ne ortaya koymak istediğinizdir. Ziyaretim vesilesiyle Merhum Hasan Kalyoncu’nun oğlu ve kuzeniyle tanışma fırsatı buldum. Bundan da son derece memnun oldum. Merhum Kalyoncu’yu tanımak isterdim. Onun ortaya koyduğu bu vizyon çok önemli.Bütün faliyetler fikir aşamasından doğar. Fikir ve niyet her şeyin başıdır. Niyet iyiyse mutlaka sonuca ulaşırsınız. Bu üniversitede iyi bir niyetin sonucu ortaya çıkmış” dedi.
 
Gaziantep ziyaretinde çok etkileyici bir kimlikle karşılaştığını kaydeden, Silajdzic, “Gaziantep kendine has dinamikleri olan özel bir yer. Özellikle Gaziantepli’lerin misafirperverliği, özellikle ülkelerinden kaçarak buraya sığınan Suriyeli’lere gösterdiği misafirperverlik gerçekten takdire şayan. Ben Bosnalı biri olarak insan onurunu korumanın ne demek olduğunu iyi bildiğimi düşünüyorum. İnsanın konumu ne olursa olsun, insan onuru en önemli şeydir. Gaziantep’te de bu noktada bunu gördüm” diye konuştu.
 
Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin liderliğinde tüm Türk toplumunun Suriye’deki kriz karşısında çok ciddi bir insanlık örneği sergilediğini anlatan Silajdzic, “Bu noktada insanlık, insaniyet gibi kavramların halen yaşadığını görmekteyiz. Fakat yapılan bu yardımlar, Suriyeli’lere kucak açma hareketi bir gün Türk toplumuna bir çok manevi fayda olarak geri dönecektir. Yapılan hiç bir iyilik de hiç bir kötülük de unutulmaz” ifadesini kullandı.
 

İNSAN ONURUNA SAYGI

 
Günümüzde dünyada bir çok problemin yaşandığına dikkat çeken Silajdzic şunları söyledi: “İnsan olarak, erdem olarak insan onuruna ve haysiyetine saygı göstermeyi başarabilirsek, dünya üzerindeki bir çok problemi by-pass edeceğimizi düşünüyorum. Fakat bir çok yerde insan onurunun çiğnendiğini görmekteyiz. Suriye’de yaşanan kriz nedeniyle Türkiye’deki dostluk ve dayanışma ortamı, insan onurunu ve saygıyı hatırlamanın iyi bir vesilesi oldu. Uygarlık yada diğer adıyla medeniyet hepimizin sıkça değindiği konulardan biri. Dünya olarak uygarlıkla ilgili özel bir ilişki kurmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Tarih boyunca çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış topraklarda bu konuşmayı önemsiyorum. Tarihçilere göre uygarlık zirveye çıkıştan ibaret bir yolculuk değil. Tırmanışa geçtikten bir müddet sonra mola veren, sonra tırmanışa kaldığı yerden devam eden bir varlık olarak tanımlar. Gerek bizim uygarlığımızda, gerekse diğer uygarlıklara baktığımızda farklı olan tek şey bu moladır. Günümüzde zirveye tırmanırken zaman zaman alınması gereken molanın olmadığını görüyoruz. Bugünkü uygarlıkta sanırım farklı ve eksik olan en önemli şey bu. Bunun nedeni değişimin çok hızlı gerçekleşmesi. Değişim tarih boyunca vardı. Belki de değişmeyen tek şey değişimin kendisiydi. Ama bence bugün yaşadığımız medeniyette değişim yakalayamayacağımız kadar hızlı gerçekleşmektedir. Her zaman için yeni fenomenler ortaya çıkıyor. Yenilikleri eskilerle harmanlayamadığımızı düşünüyorum. Bunun için zaman tanınmıyor. Artık toplum olarak kendimizi tanıyacak kadar fırsat bulamadığımızı düşünüyorum. Yeniyi sindirmek için, fikir alışverişi için, yeni ve eskiyi harmanlamak için, bize ne olduğunu ve nereye gittiğimizi kavramak için, kendimizi şekillendirmek için yeterince  zaman kalmadığını düşünüyorum.”
 

GLOBAL DÜZEYDE BÖLÜNME YAŞANIYOR

 
Geçmiş yıllarda Kopenhang’da düzenlenen bir zirvede davetlilere seslendiğini hatırlatan Silajdzic şöyle konuştu: “İnsanların bugün uzun şeyler dinlemeye veya okumaya artık zamanları yok. Günümüz slogan zamanı. Slogan kültürü çok baskın hale geldi. Bugün insanlar herhangi bir şey pazarlamak veya empoze etmek istediklerinde başvurdukları tek şey slogan. Artık haberler ve ülkeler sloganlarla tanıtılıyor. Bosna-Hersek savaşının içinden geçen bir insan olarak oradaki liderlere ‘Eğer insanlık olarak bir an önce yavaşlamazsak veya yavaşlamada acele etmezsek bu dünya daha çok Bosna-Hersek savaşı görecek’ dedim. Çünkü insan doğası bu kadar hızlı bir değişime ayak uydurmaya müsait değil. Bir tarafta insan doğası, diğer tarafta teknolojinin doğası var. Bunun ikisi arasında ciddi bir tezatlık sözkonusu. Çünkü insan organik bir varlıktır. Varoluşundan ölümüne kadar belli büreçlerden geçen bir varlıktır. İnsan hiç bir şeyi vaktinden daha önce başaramaz. Ama öbür tarafta teknoloji değidiğimiz, değişimin getirdiği en somut sonuç var. Teknolojide ölçü yada sınır yoktur. Saniyeler içerisinde asırlar atlanabilir. Teknoloji size damia çağ atlatabilir. İnsanoğlu ve teknolojinin özelliği birbiriyle çok ciddi bir çatışma göstermektedir. Bunu gözden kaçırmamak gerekir. Teknolojinin hızlı gelişimi, birbirine tam olarak ayak uyduramaması bize nelere mal oluyor? Bu tek başına hiç kimsenin çözüm bulabileceği bir soru değil. Bunun en önemli sonucu olarak bugün artık dünya üzerinde izole edilmiş kuşaklar görüyoruz. Kuşak çatışmaları, eskisine göre artışı bulunmakta. Dünyanın bir çok yerinde marjinalleşmiş insanlar görmek mümkün. Global düzeyde yeni bir bölünme sözkonusu. Bu sadece sosyolojik bölünme değil, insanları her yönden etkileyen bir bölünme sözkonusu. Bu sorunun multidisipliner bir sorun olduğunu düşünüyorum. Dünyada çok ciddi sorunlarla uğraşan kurumlar var. Ama bu multidisipliner konuyu ele alan kurumlar yok. Ben, New York’ta bir toplantıda dönemin Amerika Başkanına, ‘Önümüzde bir değişim var. Bütün kaynaklar, dünyayı şekillendiren her şey sizin elinizde, ne yapacağız?’ diye sordum. Aldığım yanıt çok basitti. ‘Bilmem. Birileri bir şeyler yapar herhalde’ diye cevapladı.”
 

DEĞERLERİMİZİ UNUTUYORUZ

 
Dünyayı bugün otoyolda hızla tek başına koşan bir insana benzeten Silajdzic, “Issız bucaksız bir yol. Müthiş bir hızla koşan bir adam var ve nereye gittiğini bilmiyor. 100 kilometre koştuktan sonra bu adam duruyor ve etrafına bakıyor. ‘Ben neredeyim, nereye gidiyorum’ diyor, ama cevap bulamıyor. Bu durumda 100 kilometre geriye gidip yolun başında duran levhalara bakıyor. Bunu başta niye yapmadı? Niye bu kadar çok zaman ve  kaynak kaybetti. Bu kadar yol kaybetmesine gerek var mıydı? İşte bugün dünyanın yaptığı şey bu. Ciddi bir zaman ve kaynak israfı söz konusu. Ekonomik durgunluğun ve gerilemenin zamanında bize verdiği belirli işaretleri anlamış ve kulak vermiş olsaydık bugün otoyoldaki adam gibi geriye gidip aynı şeyleri yapmazdık. Karşımıza çıkan işaretler belli belirsiz değildi. Okunması son derece rahat kurallardı. Fakat uyulmadığı için yanlış yola sapıldı. O yüzden bugün bütün dünyada ekonomik durulma yaşanıyor. Dünya olarak gidişatın sonunun ne olacağnı bilmiyoruz ama ‘Şimdilik iyi’ diyoruz. Hızlı gelişmenin, hızlı ilerlemenin bugün psikolojik ve sosyoljik açıdan bir çok etkisi var. Bugün insanlık ilerlemeyi düz bir çizgi olarak algılıyor. Sağa, sola sapmalar yok. Hep ileriye doğru bir gidişat sözkonusu. Gerek tarih, gerekse insani ilerleme bu şekilde algılanıyor. Ama bu doğal bir ilerleme değil. İnsanın doğasına ters. İnsanın katetmesi gereken ilerleme tıpkı suyun akarken yolunu bulması gibi olmalıdır. Doğru bir ilerlemeden dolayı bir çok şeye zamanımız yok. Unutuyoruz. Unuttuğumuz şeylerden bir tanesi de değerlerdir. Düz çizgi üzerinde ne sağa, ne sola bakmaya zamanımız var. Ne zaman değerlerimizi hatırlamak gereği duyarsak o zaman kanatlarımıza ihtiyacımız olduğunu farkediyoruz. Oysa bugün kanatlarımızın da artık yerinde olmadığını farkediyoruz. İnsan doğasına aykırı ilerlemenin en ciddi sonucu bu. Araba kullanırken bile dikiz aynasını kullanmaya bile zamanımız yok. Atıfta bulunma veya danışma, tecrübe ve otorite bu üç kavrama olan itibarımız bugün azalmış veya tamamen unutulmuş durumda. Bu tablo ile bir süredir aşırı şüpheci ve sorgulayıcı ölçüsünü kaybetmiş bir toplum yaratıyoruz. Her açıdan otoroteyi reddetme gibi bir alışkanlığın olduğu bir toplum yaratmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
 

DÜNYADA BUGÜN ÖLÇÜSÜ YİTİRİLMİŞ CİDDİ BİR KUŞKUCULUK HAKİM

 
Komünist rejimle yönetilmiş eski Yugoslavya’da yaşamış bir insan olarak gözlemlerinden de bahseden Silajdzic sözlerini şöyle sürdürdü: “O rejimde yepyeni bir alan, yepyeni insan ve yepyeni bir kuşak yaratmak için tüm otorite sarsılmak isteniyordu. Komünist rejim bunun üzerine kurulmuştu. Yapılan şu oldu. İnsanların sahip oldukları değerler ellerinden alındı, fakat ikamesi verilmedi. Bu durum kendi başına bambaşka bir problem doğurdu. Ortaya çıkan problem anlamdan yoksunluk ve bir takım kavramların içini boşaltmak oldu. Yugoslavya’da kriz zamanında insanlar öz değerlerine dönmek istedi. Ama geriye döndüğünde bıraktığı değerleri orada bulamadı. Bunun ardından çeşitli savaşlar yaşandı, sayısız insan öldü. Boş bir bardağa ister su, ister çay, ister zehir koyalım. Kap boş ise istediğinizi koyarsınız. Değerler yerinde yoksa kabınız boş demektir. Boş bir topluluk her türlü manipülasyona açık demektir. Kötü niyetli kişiler o kabın içine istediği şeyi koyabilir. Sadece komünizm için değil, modernizm için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bugün yaşanan şey ölçüsü yitirilmiş ciddi bir kuşkuculuk. Hem komünizm, hem de modern toplumların problemleri ortak. Böyle bir ortamda geri adım atmanız gerekir. Modern dünyada bir takım okunması gereken iyi işaretler var. Bugün insanlar artık sağlıklı ölçülü bir kuşkuculuktan bahsetmeye başladı ve bu yoğun olarak tartışılıyor. Bugünkü anlayışa göre artık doğru kuşkuculuk insana fayda getiren sağlıklı bir kuşkuculuktur. Kuşku eden insanı bugün kaşif gibi görmeye başlıyoruz. Bu iyi bir model, ama ne yazık ki dünyanın ortalama kuşkuculuk modeli bundan biraz uzak. Her şeyden kuşku et. Sahip olduğun bütün değerlerden vazgeç. Bu ölçüsüz kuşkuculuk değerleri öldürmeye yönelik. Bugün insanlar ayaklarını basacak sağlam zeminler bulamıyor. Boşlukta sallanan, gideceği yönü bulamayan insanlar ortaya çıkıyor. Bu insanlar inanacak, kendilerine yol gösterecek sistemleri bulamıyorlar. Ama bizi ümitlendiren bir şey var. Pek çok yerde bugün artık bazı kesimler bir durup dinlenmemiz gerektiğini söylüyorlar. Karşılaştığımız şeyleri sindirmek için mola vermemiz gerektiğini düşünen kesim sözkonusu. Bunun ilginç yanı görüşün bugün dünyanın en fazla kalkınmış, dünyadaki 9’ncu büyük ekonomiye sahip Kaliforniya bölgesinden gelmiş olmasıdır.”
 

AKİL ADAMLAR İYİ ÖRNEK

 
Konuşmasında Türkiye’de çözüm sürecine de değinen Silajdzic, “Türkiye’de siyasi arenada ‘Akil adamlar’ diye bir oluşum söz konusu. Türkiye’nin önemli sorunlarından birini çözüme kavuşturmak için toplumun farklı kesimlerinden çözüm arayışı için biraraya gelinmiş. Bu güzel bir uygulama. Benzeri ABD tarihinde de oldu. ABD içinden çıkamadığı sorun olduğunda ilhamı geçmişlerinde, kurucu başkanlarında aradıklarını bulmuşlardı. Türkler de kendi medeniyetlerini kendi köklerine dönemerk bir çözüm yolu buldular. İslam medeniyetinde ‘Şura’ diye bir kavram var. Bugün Türkiye’nin yapmaya çalıştığı şey ‘Şura’ geleneğine dönmek. Atılması gereken adım bu. Bundan sonrası bu sürecin uygulanmasına kalıyor” değerlendirmesinde bulundu. Türk toplumunun geleneklerine başvurarak doğru şeyler yaptığını ifade eden Silajdzic, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gelenekler bana göre üzerinde yüzyıllar boyunca hiç bir şey yapmadan durulması gereken değerler değildir. Bizzat çatısı yapılması gereken bi ev zemini gibidir. Benim gözlemlediğim kadarıyla Türk devleti ve gerekse Türk toplumu yapılması gerekeni doğru yapıyor. Geleneklerini bir ilham kaynağı bir zemin olarak kullanıyor. ‘Benim geleneklerim bunlar’ deyip, ilerlemeye ve büyümeye kulağını tıkamıyor. Olması gerektiği gibi kullanıyor. Bosna-Hersek örneğinden yola çıkarsak şu mesajı vermek istiyorum. Eeğer insanlık bugün değerler molasını bir an önce vermezse, tıpkı ekonomik gerilemede olduğu gibi bir yerden sonra insanlık geriye dönmek ve levhaların bulunduğu yerden yeniden başlamak zorunda kalacak.”
 
Katılımcıların sorularını da cevaplayan Silajdzic’e konferansın sonunda HKÜ Rektörü Prof.Dr. İbrahim Özdemir ve Rektör Danışmanı Prof.Dr. Edibe Sözen tarafından hediye verildi. HKÜ’de öğrenim gören Bosna-Hersekli bir öğrenci de Silajdzic’e çiçek takdim etti.

www.hku.edu.tr'yi kullanarak Gizlilik ve Veri Güvenliği Politikamızı ve Çerez Politikamızı kabul etmektesiniz.